Düşenin Dostu Olmaz....


Sevgili dostlar,

Hepimizin bildiği gibi, insanlar doğar, büyür, gelişir ve ölürler. Tabi ki zaman içersinde değişik evrelerden geçerler. Kundağa sarılırlar, apalarlar, otururlar, konuşurlar, yürürler ve koşarlar. Sevinirler, üzülürler, ağlarlar, gülerler, özlerler, hasret giderirler. Heyecanlanır, panik yaparlar, kahkaha atarlar, hastalanırlar, iyileşirler. Severler, sevilirler. Dostları oluşur, düşmanları çoğalır. Gün gelir, esnaf olurlar, memur olurlar, amir olurlar, makam sahibi olurlar, işçi olurlar başkan olurlar, milletvekili olurlar, bakan olurlar, en üst   bürokrat olurlar, yönetici olurlar, kaymakam olurlar, vali olurlar, zengin olurlar, fakir olurlar, itibarlı olurlar, sağlıklı olurlar, seçerler seçilirler vb. Atatürk’ün dediği gibi: ‘’Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz. Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız’’ sözünü hafızalarımıza yerleştirirken bir de herkesin adam olamayacağını, bunun da bir sanat olduğunu içtenlikle bilmeliyiz. Öyle ya hep böyle gidecek değil. Zenginliğini, makamını, itibarını ve sağlığını kaybedebilirler ve bir felâketle karşılaşabilirler. Bu tür zamanlarda kişilerin etrafında hiç kimse kalmaz; hele bir de ele, dile düşerlerse vay haline, kimseleri olmaz. İnsanların iyi ya da kötü günleri mutlaka olabilir. Doğumlar, düğünler, bayramlar, ölümler, felaketler, hastalanmalar ve yatağa düşmeler, bakıma muhtaç hale gelmeler, mutluluklar ve ayrılıklar gibi şeylerle karşılaşabilirler. Çünkü hastalık ve sağlık, iyi veya kötü gün hepimiz içindir.

Pek yakın tarihte, bir Pazar günü, sabah saat 09.00 sıralarında,  acı acı çalan  telefon sesiyle uyandım. Sanırım kötü bir rüya görüyordum. Ama rüyanı şimdi anlat derseniz, inanın hatırlamıyorum. Telefondaki kardeşimdi. Yaklaşık 8 yıl evvel mesane kanserinden tedavi gören, 5 ay kemoterapi alan canımdan çok sevdiğim babamın bu sefer de felç geçirdiğini belirterek, ambulansla Isparta Devlet Hastanesine getireceğini, yola çıkmak üzere olduklarını söyleyerek telefonu kapattı. Ancak, şaşkın bir halde yığıldım. Ayaklarımın bağı çözüldü. Rüyamla sanki bana malum olmuştu. Yaklaşık 2 saat sonra ambulansla getirdikleri babamı hastane acilinde gördüğümde hastanın vücudu adeta ikiye bölünmüş gibi, sağ tarafı hiç kımıldamıyordu. Ben, kardeşlerim ve annem hastanın başındaydık. Çok üzüldük. Çünkü o bizim babamızdı. Kendisine Allah C.C.’den şifa diliyorum. Felç hastalığının tedavisi için ne yaparız? ne ederiz? diye endişe içindeydik. Doktorumuzu dinliyor, internetten araştırıyor, bu rahatsızlığı yaşayanlara erişmeye, bir şeyler öğrenmeye çalışıyorduk. Tanıdık doktor arkadaşlardan ve sağlık personellerinden bilgi alıyorduk. Eline koluna doktorun gösterdiği hareketleri yaptırıyorduk. Hastamız tedaviye cevap verdi. Allah’ıma binlerce şükür onu ayağa kaldırdık. Nöroloji Uzmanı olan doktorumuz Sayın Mustafa ADANIR, 13 günlük bir tedavinin ardından babamı hastaneden taburcu etti.  Isparta Devlet Hastanesi Nöroloji Servisinde 5 yıldızlı otelde ağırlanır gibi 13 gün boyunca ağırlandık, tedavi için ne gerekiyorsa onu yapmaya çalıştık. Doktor, hemşire ve temizlik görevlilerinin, yemek pişiren, dağıtan personelin hastalara ve refakatçilerine davranışlarına minnettarım. Temizlik ve yemekler dört dörtlüktü. Bu güzelim davranışlarından dolayı, başta doktorumuz Sayın Mustafa ADANIR olmak üzere,  hastanenin her kademesindeki tüm personeline ve bütün idarecilerine teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Burada bir atasözünü söylemeden geçemeyeceğim:’’Ateş, düştüğü yeri yakar.’’ Acıyı çeken bilir. Etrafındakiler de o acıyı anlarlar ama çeken kadar yaşayamazlar, hissedemezler. Atasözü gerçek manada esinlenerek söylenmiş bir atasözüdür. Acıyı tadan kişi kadar başkalarının üzüldükleri beklenemez ve düşünülemez.

Değerli dostlar, sağ olsunlar, var olsunlar, eşimiz, dostumuz bizleri bu zor günümüzde bir dakika bile yalnız bırakmadılar. Böyle bir günde bizleri yalnız bırakmayan, hastanede, işyerimde ya da evimizde hastamızı ve bizleri ziyaret eden, şifa dileyen, telefonla arayarak dualarını esirgemeyen,   birbirinden değerli tüm dostlarımıza gönülden teşekkür ederim. Tabi ki bazı beklediğiniz dostlarınız gelmeyebiliyor veya gelemeyebiliyor. Onlara da saygı duyacaksın, fazla da aldırmayacaksın. Peki neden mi?  Aynı sorunları, sıkıntıları, felaketleri yaşayan, iyi ya da kötü günleri olan mutlaka bizim de sizin de dostlarınız ve ahbaplarınız, yakın eş, dost ve akrabalarınız vardır. Acaba bizler onların bu tür hassas zamanlarında yanlarında bulunuyor muyuz? yanlarında olabiliyor muyuz? Kendimiz için istediklerimizi, başkaları için de gönülden ve yürekten yapmalıyız. ‘’İğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırmalıyız.’’ Bunu başarabilirsek sorun kökünden çözülmüş sayılacaktır.

İyi günde herkes dostunuzdur, varlıklıysanız herkes dostunuzdur, sağlıklıysanız herkes dostunuzdur, makam, mevki sahibiyseniz herkes dostunuzdur. Şu atasözünü aklımızdan asla çıkarmayalım: ‘’Dost, acı günde belli olur.’’  Bir cenazeniz olsa yakın, eş, dost ve akraba ancak birkaç gün yanınızda olur. Aradan biraz zaman geçtiğinde dört duvar arasında kendinizle baş başa  kalırsınız. İyi, hoş, güzel ve mutlu günlerin dostları zaman gelir, teker teker ortalıklardan kaybolur. Sebebine gelince çıkar sağladıkları kaynak suları kurumuş, menfaatler tükenmiştir. Bunun böyle olduğunu ise, ancak yaşayan ve bu duruma düşen bilir. Allah C.C. korusun, zor günlerinizde yanınızda kimseniz olmaz,. Dünyamız tamamen menfaat üzerine kurulmuş olup, ihtiyaçlıysanız kimseniz olmaz, bakıma muhtaçsanız, kimseniz olmaz, düşkünseniz kimseniz olmaz, yaşlıysanız kimseniz olmaz, şaşkınsanız kimseniz olmaz, derdinizi dinleyecek kimse kalmaz, düşerseniz elinizden tutan olmaz. Hepsi bir yana  ‘’Düşenin dostu olmaz,’’ atasözünü aklımızın bir köşesinden çıkarmamak dileğiyle, Selam, sevgi ve saygılarımı sunarım.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Mar

BEN ANAMA DA VERİRİM

01Şub
04Oca

SEVGİ PAYLAŞTIKÇA GÜZEL

01Ara

Acı Ama Gerçek...

02Kas