Adalet Düşüncemizde Gri Bölgeleri


Döjeva tipi bir yazı olsun istemiyorum, bu yazı. Bilgiden bir şeyler içersin, hakikatten bahsetsin ve okunduğunda bir probleme, belki çözüm olmaz ama hiç olmazsa, ışık tutsun.  Bu minval üzere maddi beklentilerden uzak olarak; günümüz insanını ahlaki bir çöküşün eşiğine getiren amansız sosyal hastalıklardan bir olan  “adalet duyarlılığımız” hakkında ortaya çıkan arızalar konusunda bir tespit yapmak istiyorum.

 Sosyal ahlak; toplum içindeki davranışlarımızın bütünü ve birbirimizle olan ilişkileri belirleyen kurallarının toplamı olarak tanımlanır. Mesela;  saygılı olmak, cömert olmak, yardım sever olmak, fedakar olmak, misafirperver olmak, adil olmak iyi sosyal ahlak örnekleridir, dinimizin de emridir. Örnekleri çoğaltabiliriz. Fakat  “adalette duyarsızlık” da sosyal ahlak örneğidir.  Ama kötü.  Kötü örnekleri de çoğaltabiliriz. Haksızlığa uğrayanlardan bihaberiz, açlardan, kimsesizlerden, çocuklarımızdan, yakınlarımızdan,  çevreden  bihaberiz, bihaberiz..

  Peygamber efendimiz “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”  derken 1500 yıl önceki Mekke halkı içinde belli bir sınıf için “açlık konusunda”  toplumsal duyarlılığı inşa etmeye çalışmıştır. Belki konu sosyal patolojinin ilgi alanına dahil gibi görünse de diyebiliriz ki her konudaki duyarlılığımız; zihni duyularımızın ancak sağlıklı çalışması ile doğru sonuçlar verir.  Mesela adalet konusunu ele alalım.

Adalet konusunda duyarlılığımız; “niçin adil olunması gerektiği” sorusu karşında zihnimizin şer’i hukuk ve modern toplumların hukuk kabulleri ile beraber adalet sözcüğünün etimolojik olarak ifade ettiği tüm anlamları da içine alabilecek şekilde doğru biçimde inşa edilmesiyle evrensel normlara dahil olan bir referans aralığı içinde sinyali verecektir. 

 Eğer herhangi bir ahlaki konuda düşünce dünyamız değil yanlış, eksik bilgilere bile sahip ise ilgili sosyal ahlak konusunda doğru duyarlılığa sahip olunmaz; zihin ya hiç sinyal vermez ya da farklı bir sinyal verir ki bu da sizi yanlışa yönlendirebilir. Bana göre zihnimizin duyarlık konusunda hiç sinyal vermemesi bizi yanlışa götürecek evrensel normlar içinde kalmayan farklı referans aralığında kalan bir sinyal üretmesinden daha iyidir. Çünkü birincisi ile birey hiç olmasa tepkisiz olur. İkincisi ortaya çıkarsa birey yanlışı, hakikat olmayanı doğru kabul eder.

 Doğru düşündüğünü zanneder, sonuçta ne de olsa bir sinyal var. Şu durumda evrensel normlar ve modern toplumların genel kabulleri ile örtüşen bilgilerle bireyde ortaya çıkan duyarlılığı 1, duyarsızlığı 0 ile temsil edecek olursak; bireylerin herhangi bir konuda doğru ve gerçek bilgiye ulaşmaları çeşitli araçlarla bazen kasten engellenerek sosyal ahlak alanı içinde bireyler 0 ile 1 arasında kalan ama ne 0 ne de 1 olabilen gri bölgeler oluştururlar. Bazen de bireyi (toplumu) bir amaca yönlendirmek maksadı ile zihin dünyası farklı bir yapıya dönüştürülür. Birey bu zihin dünyasındaki veri tabanını kullanarak adalet duyarlılığını ortaya koyar. O zihindeki o veriye göre doğru sinyal üretilir. Bu şunun gibidir: Matematikte doğal toplama işlemine göre 2 ile 2 yi toplarsanız 4 eder. Ama doğal toplama işlemi yerine sizin amacınıza uygun özel bir toplama işlemi icat ederseniz bu defa sizin icadınız olan toplama işlemine göre 2 ile 2 nin toplamı 4 etmeyebilir; farklı bir sayı çıkabilir, sonuç size göredir, işin doğallığından uzaklaşmışsınız demektir.   

 Bunun gibi zihin dünyasının farklı inşası edilmesi sonucunda sosyal ahlak kuralları evrensel doğrulukta ortaya konulamaz, artık bireyin davranışı herhangi bir ahlaki konuda kompakt değildir. Adil olduğunu düşünür ama gerçek adaletin ne olduğunu bilmez, halden anlarım der ama hal nedir bilmez.. Doğru bilgi gölgelenmiştir ya da bireye bilgi “…e göre verilmiştir”.  Dolayısıyla bireyin düşünceleri eksik veya yanlış bilgilerle inşa edilir ve bu adam doğru düşündüğü kanısına sahip olur.  Toplumda bir huzursuzluk gördüğünde “ulan bu size az, daha kötüsüne layıksınız“ der; sosyal ahlakta zihninde oluşturduğu gri bölgeden karşısındakini daha koyu gri bölgeye doğru iter, belki de griliğin en üst seviyesi olan siyah bölgeye atar.  Bu bölgeye attığı kişi artık “kötüdür”  onun için. Ona merhamet edilmez; adalet ona göre değildir.  Eğer öyle olmasaydı büyükleri sınıfına koyduğu kişi ya da otorite hiç öyle der miydi? diye düşüncesine dayanak bulmaya çalışır, zihin dünyalarında gri bölgeden gelen ve evrensel doğrular ve modern toplumların genel kabullerinin ortaya koyduğu referans aralığında kalmayan sinyalleri ile.. Bunlarla kalmaz diğer farklı toplumların ortaya koyduğu sosyal ahlakı da eleştirir, yanlış olduğunu söyler, beğenmez. Çünkü diğerlerinin ürettiği sinyal kendi zihin dünyasındaki sinyalin dalga boyu ile örtüşmez.

Bir Müslüman olarak nasıl ki namazı doğru biçimde kılmaya özen gösteriyorsak adalet konusunda da doğru düşünceye sahip olmamız tıpkı namazı doğru kılmak kadar önemlidir diye düşünüyorum.

Ölçüm değerlerinin bu kadar dökülmesini istemeyen,  zihnimizi evrensel normlarla örtüşen ve sosyal ahlak içinde yer alan “adalet duyarlılığı” na sahip olmasını isteyen bireyin nasıl doğru bilgiye sahip olacağına bir yol ve yöntem için son çare olarak Kur’an’a müracaat etmek ihtiyacı hissediyoruz:

” Siz kendinizi değiştirmedikçe Allah da sizi değiştirmez” (Ra’d -11).

Doğru bilgiye ulaşmak için değişmeye gayret edilmelidir.

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Malatyalı | 18 Şubat 2021 16:43

    Öncelikle bu anlamı büyük ve yine güzel yazınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Emeğinize ve kaleminize sağlık diyorum. Başarılar diliyorum.

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Şub