Dengesizlik... - ESRA AKSOY

Dengesizlik...


Bir evde kadın hasta olunca; evde yemek olmaz, çamaşırlar yıkanmaz, ütü yapılamaz, bulaşıklar
yığılır, ev yavaş yavaş kirlenmeye ve tozlanmaya başlar. En çokta çocuklar… Bir bebek varsa eğer
mamasını hazırlayan, uyku düzenini yapan bir anne olmaz. Çocuk varsa eğer ödevleri kalır, beslenme
çantası boş kalır kıyafetleri temiz mi kirli bakılmadan okula gönderilir. Yani evde kadın hasta ise evin
içinde tüm hayat bir anda durmaya ve dahi ters gitmeye başlar. Çünkü o evin içindeki tüm yükü
taşıyan o kadındır. O evin kolonları o kadındır ve o zayıflarsa o evde yıkılmaya başlar. Aslında kadının
hasta olduğu bir eve baktığınızda hüzün sadece insanlara değil evin duvarlarına çöktüğünü açık olarak
görürsünüz. Her iş ve dahi o evde yaşayan herkes yarım kalır o kadın hasta olunca.
Bir evde erkek hasta olunca, kadın iş bulmaya başlar, kadın eve ekmek almaya faturaları
ödemeye başlar. Yani erkek hasta ise kadın; evi temizleri, yemek yapar, bulaşıkları yıkar, ütüyü yapar,
çamaşırlar yıkar, çocuğa bakar, işe gider para kazanır, faturaları öder, markete gider, eve ekmek alır.
Bir erkek hastalanırsa o evin kolonları da çatısı da kadın olmaya başlar. Kadın o erkeğinde yükünü hiç
düşünmeden yüklenmeye başlar. Neden mi çünkü kadın fedakârdır, güçlüdür, sevdikleri için bunca
yükü hiç düşünmeden terettüp etmeden yapmaya başlar. O evi ayakta tutar o kadın evin yıkılmasına
izin vermez. O evin kolonu ve çatısı olur işte.
Aslında günümüzde bir evlilikte kadın hem çalışıyor hem de evde ev hanımı oluyor yani
yukarıda saydıklarımı her gün yirmi dört saat mesai yaparak yapıyor. Bir kadın sabah herkesten önce
kalkıyor kahvaltıyı hazırlıyor, çocukları okula hazırlıyor, evi toparlıyor diğer işleri yapıyor hazırlanıyor,
önce çocukları okula bırakıyor sonra da işe gidiyor. İşte sekiz saat durmadan çalışıyor, akşam koşarak
okula gidiyor çocukları alıyor, eve gelip akşam yemeğini yapıyor, çamaşırları topluyor, sabah için
ütüyü yapıyor, çocukların ödevlerine yardım ediyor. Bu liste uzadıkça uzuyor yazarsak hepsini. Peki,
bir erkek sabah kalkıyor hazırda bulunan ütülü kıyafetlerini giyiniyor, kahvaltı yapıp evden çıkıp işe
gidiyor. Akşam belki markete uğrayıp bir şeyler alıyor, eve geliyor yemeğini yedikten sonra eline
kumanda alıp oturuyor.
Evet, kadın daha çok çalışıyor evde olsa bile hiç durmadan çalışıyor, ev halkı için her şeyi hazır
hale getiriyor. Nitekim o kadına erkek “ben üstünüm der gibi bana tabi olmalısın diye bir beklentide
oluyor.” O evi ayakta tutan kadın birde geri plana atılıyor, bir başkasının rızasına bırakılıyor ve buda
gayet normalmiş gibi algılanıyor. Yani doğru olan bir kadının bir erkeğe tabi olmasıymış gibi onun
rızasına ve iznine muhtaçmış gibi bekleniyor. Bir yere gitmek isteyen kadın eşi izin vermedikçe
gidemiyor, baba evine gidip kalmak isterse eğer evde kavga çıkıyor çünkü kadın erkeğe bağlıymış gibi
gösteriliyor. Ve buna gelenek, görenek olması gereken düzen deniyor. İşte diyorum ki var bu işte bir
dengesizlik, adaletsizlik yanılıyor muyum?
Fedakâr olan hiç düşünmeden yorulmadan çalışan tüm işi üstlenen kadın bir erkeğe bağımlı olması
bekleniyor. Yapmayınca, itiraz edince, yanlış görülen yine kadın oluyor. Kavgalar belki de şiddete bile
varıyor. Sonuç ezilen birçok konuda kayıp yaşayan yine kadın oluyor. Kadın artık söz hakkı olmadığına
alıştırılmaya çalışıyor. Buna da denge deniyor, gelenek deniyor doğru mu? Söz hakkı olması gereken
sizce kim, bu işte biraz daha hakka sahip olması gereken erkek mi yoksa kadın mı?

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Bayram Hoca | 29 Mart 2021 17:11

    Onun için "Cennet annelerin ayakları altındadır" öyleyse Bu kadar fedakarlığın karşılığı olması lazım. Cennet ucuz değil, Cehennem de lüzumsuz değil. Demişler

  • Dervişağaoğlu | 27 Mart 2021 12:10

    Doğru söze ne denilebilir ki !

YAZARIN SON 5 YAZISI
22Eyl

Kaftanın Üstüne Aba Giyinmek

01Eyl

İmtihan

24Ağs

Emanet

03Haz

Önce Sağlık

26Nis

Biz Sustukça...