İstiklal Marşının Kabulünün 97. Yıl Dönümü Kutlamaları

PAYLAŞ

Vali Ali Kaban, İstiklal Marşının Kabul Edildiği Günü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü etkinlikleri çerçevesinde Battalgazi Halk Eğitim Merkezi Salonu’nda Yeşilyurt Tecde Anadolu Lisesi tarafından düzenlenen programa katıldı.

Programda 2.Ordu Kurmay Başkanı ve Garnizon Komutanı Tümg. Asım Kocaoğlu, 7. Anajet Üs Komutanı Pilot Kur. Alb. Hasan Hüseyin Kanbur, Battalgazi Kaymakamı Abdül Kadir Duran, İl Jandarma Komutanı J. Alb. Şerafettin Yılmaz, İl Emniyet Müdürü Dr. Ömer Urhal, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ercan Turan, İl Milli Eğitim Müdürü Ali Tatlı, İl Müftüsü Ümit Çimen, Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcileri, Resmi Daire Müdürleri ve öğrenciler katıldı.

 İlk olarak salonun fuaye alanında açılan resim sergisini gezen Vali Kaban ve Protokol üyeleri resimleri yapan öğrencileri ve öğretmenlerini tebrik ederek beğenilerini dile getirdiler.

 Saygı Duruşu ve İstiklal Marşının okunmasının ardından Programın açılış konuşmasını İl Milli Eğitim Müdürü Ali Tatlı gerçekleştirdi.

 Vali Kaban yaptığı konuşmada “İstiklal Marşımızın kabulünün 97. yılı vesilesi ile bir araya geldiklerini belirterek, “Asır kavramanın 100 yıl olduğunu düşündüğümüzde hemen hemen bir asır olmuş, klasik bilgi de ise asır 60 senedir. 60 sene ile hesap edecek olursak, 1,5 asırlık bir istiklal marşımız var.

Geçmişte İstiklal Marşları yazılmazdı, buna da ihtiyaç yoktu. Çünkü özellikle kavimlerin henüz devletleşme aşamasına geçemediği aşamalarda zaten devlet kavramı oluşmazdı. Devletlerin artık İmparatorluklar düzeyine geçtiğinde de kavramsallaştırma itibari ile de gene İstiklal Marşlarına gerek yoktu. Ama modernliğin ortaya çıkışı ile birlikte modernlik sonrasında, dünyadaki küreselleşmenin şiddetlendiği zamanlarda özellikle 1800’lerden sonra bir İstiklal Marşı ihtiyacı otomatikman doğmuş oldu. Türklere baktığımız zaman Türkler hani deriz ya 5000 yıllık Türk Devleti,  yani köklerimizin çok eskiye dayandığını ifade etmek için kullanılır. Biliyorsunuz Kara Kuvvetlerimizin tarihi de çok eskiye dayanır, milattan önce 2200’e dayanır. Bu anlamda düşündüğümüzde kökenimiz çok eskiye dayanıyor. İşte bu devlet kavramını aşama aşama moderniteyi devlet kavramına kadar taşıyan Türk Milleti en son geçtiğimiz asırda veya bir başka açıdan bir buçuk asır önce çok büyük bir krize düşmüştü. Osmanlı'nın uzun süren zamanı uzun bir barış Pax Otomana denilen çok uzun bir barış'ı doğurmuştur. Bu 700 yıl içerisinde gerek Anadolu toprağında gerek, Ortadoğu'da ve gerekse bağlantılı olduğumuz Orta Avrupa başta olmak üzere bütün bağlantılı diyarlarda bir barış ortamı ortaya çıkmıştı. Buna Pax Otomana denildi. Ama her Pax gibi onunda bir sonu vardı. İşte onu şiddetli bir şekilde yaşayanların başında geliyor merhum Akif, çünkü bunlar dönemin en entellektüel kesiminde yer alan ve intelligence olarak da en derinde bağları olan insanlardı bu acıyı en çok hissetmesi gereken onlardı ve onlar hissettiler. Bunlar bir ekiptir, tarihi biraz incelerseniz hiç birbiriyle alakası yokmuş gibi görünen insanlardan oluşan bir ekiptir.

Bunların en büyük ortaklaşa noktası memleket sevdasıdır. Bunlar gerçekten bu topraklara ve Türk Devletine yürekten bağlı insanlardır. Akif'in şahsında bütün o dönemin Memleket Sevdalılarına rahmet olsun. Tabi bu sıkıntı o kadar büyüktür ki hasta adam ilan edilmiş olan Osmanlı artık Türkleri de tekrar Orta Asya’ya sürme planının bir parçası olarak ölmek üzeredir.

Yeni bir nefese yeni bir varoluşa ihtiyaç vardır. İşte o var olursun o yeni nefesi getirecek olan ekibin önemli insanlardan birisidir Akif. Aslında biz hep İstiklal Marşı'na odaklanıyoruz. Yani sonuca, İstiklal Marşı bir sonuçtur o sonucu doğuran o ruh aynı şekilde İstiklal Marşı ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni de doğurmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aslında olmaması gereken bir devlettir, birilerinin hesabıyla. Olmaması gerekiyordu buraların paramparça olması gerekiyordu.

Bu 1800 lerin başlarında sırp isyanları ile başlayan 1900 lerin başında sözde ermeni isyanları ile devam eden ve sonunda yok edilmesi gereken bir parçalanması gereken bir topraktır burası ve böyle bir devletin olmaması gerekiyordu hesaplara göre. Ama işte bu ruhtur ki bu İstiklal Marşı'nı ortaya çıkaran ruhtur ki bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni 1920'lerin başında ortaya çıkartmış ve yaşaması için çok büyük bir gayret sarf edilmiştir.

 Şimdi 2000'lerin başında tekrar bu kere başka bir sorun adı altında Anadolu'dan sürülme hesaplarımız yapıldı. Biz burada temsilcileri var Garnizon Komutanımın şahsında bütün askerimize Kahraman Ordumuza bir teşekkürü bir minnettarlığı borç biliyoruz. İşte çok büyük bir sıkıntının arkasından benzer bir süreç yaşatılmak, yaratılmak istenirken düşünün ki 15 Temmuz gibi bir hadise yaşıyoruz, alabildiğine belirsiz bir akşamdı hepimiz yaşadık onu, burada 12 Eylül öncesini hatırlayanların sayısı azdır ama 15 Temmuz'u gördük. Her değerli şeyin sahiplenilme isteği olur. Asker bu topraklarda sahiplenilmek istenilen değerli bir varlıktır. Onu sahiplenmek için tarihin değişik zamanlarında değişik uç noktalar ele geçirmek için her zaman uğraşmışlardır. Ama güçlü bir bünyedir ki içine giren mikrobu her zaman atmayı başarmıştır.

Kahraman ordum bu kere yalnız biraz kanser büyümüştü, biraz ciddi bir ameliyat oldu ama hep söylüyorum daha kırkı çıkmadan bu ameliyatın asker tekrar harp meydanındaydı. Bu işte bu topraklara bu topraklarda oluşmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin şahsında ki Türklere has bir kabiliyet. Bugün henüz bir buçuk sene, iki senesi tamamlanmadan bu operasyonun bu kanseri atma opasyonunun bu gün üçüncü operasyonunu yapıyor asker ve başarıyla da ilerliyor. Bütün sıkıntılara, engellemelere rağmen buradaki varlık mücadelesi bundan 100 yıl önceki bundan bir buçuk asır önceki Anadolu'dan Osmanlı'nın hasta adam muamelesi ile Türklerin atılma çabasının tekrar bir senaryolaştırılmış halini yaşadık. Bunu yaşadığımız için İstiklal harbinin ve sonrasındaki İstiklal Marşı'nın ortamını siz hayal edin. Şükürler olsun ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hasta adam değildi. Ordusu bir hasta ordu değildi ayakta kaldık. İşte o günün şartlarını siz tahayyül edin. Gençler bunu tahayyül edebilirsiniz bir antolojiyle. O günler ne kadar zor günlermiş. İşte o zor günlerde Akif'in o İstiklal Marşını o ruhla bugün hala heyecanla her seferinde heyecanla sesleniyoruz hep birlikte işte o heyecanla seslendirdiğimiz ruhu siz tahayyül edin.

Onun gene bir sözüyle sözlerime son vermek istiyorum ne demişti ‘Allah bu millete yeniden bir İstiklal Marşı yazdırmasın’ Amin diyoruz bu dileğe ve bugün yeniden bir istiklal marşı yazılmaması için canlarını veren yiğitlere rahmet olsun diyoruz, yaralılarımıza şifalar diliyoruz ve gazilikle yaralanmadan gelip aramızda bulunacak kahramanlara da uzun ömürler temenni ediyoruz hepinize sevgiler saygılar selamlar.” diyerek sözlerini tamamladı.

Tecde Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Mehmet Türkoğlu’nun günün anlam ve önemini belirten sunumu sonrası ‘Bir Gaziden Unutulmaz Dersler ’ adlı tiyatro gösterisi ve İstiklal Marşı oratoryosu ile program sona erdi.

MALATYA BİRLİK GAZETESİ

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN