Irkçılık Virüs Gibidir

Koronavirüsün ABD'ye sıçramasıyla çöken sağlık sisteminde yaşanan dramlara beyaz bir polisin siyah bir vatandaşı vahşice öldürmesinden sonra, dalga, dalga büyüyen sokak gösterileri eklendi.

PAYLAŞ

Koronavirüsün ABD'ye sıçramasıyla çöken sağlık sisteminde yaşanan dramlara beyaz bir polisin siyah bir vatandaşı vahşice öldürmesinden sonra, dalga, dalga büyüyen sokak gösterileri eklendi. Bu durum karşısında herkesin zihninde "ABD'de neler oluyor?’" sorusuna TV kanallarında, gazete köşelerinde cevap arandı. Biz de güncel olan bu konuya katkı sağlamak amacıyla Türk kökenli ABD vatandaşı ve ABD siyasetinde de etkin bir isim olan Murat Güzel ile konuştuk.

Murat Güzel, Malatya’da doğup büyümüş, Hacettepe Üniversitesi’ni bitirdikten sonra, yüksek lisans ve doktora bursunu kazanarak 1986 yılında Amerika’ya gitmiş. Eğitimini tamamladıktan sonra, bir süre özel sektörde çalıştıktan sonra kendi şirketini kurmuş. Güzel, ABD’deki Türk toplumunun çatı kuruluşu olan Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi’nin kurucusu ve yöneticilerindendir. Amerikalı bir vatandaş olarak PKK’ya silah verilmesinin yanlış olduğunu her fırsatta dile getirdiği için PKK’nın, FETÖ’cülerin ve Ermenilerin hedefi oldu. Bu kısa girişten sonra sizin için gerçekleştirdiğimiz bu özel mülakatı ilgiyle okuyacağınızı ummuyoruz.

Röportaj: Mehmet Beyhan    

ABD COVİD-19’U POLİTİK MALZEME YAPMAK İSTİYOR

ABD’nin Korona Virüsle etkin mücadele edememesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Bunun birçok nedeni olsa da temelinde Başkan Trump’ın bu konuya karşı tutumunun bilimsel değil siyasi olduğu gerçeğidir. Trump’ın söylemlerinden anlaşılacağı üzere ilk günden beri bu durumu kendi lehine çevirmek için COVID-19’u hem dış politikada Çin’e karşı hem de iç politikada Demokratlara karşı bir araç olarak kullanma çabası içerisindedir. Trump ekonominin kötüye gitmesinin tekrar başkan seçilebilmesinin önünde bir engel olduğunun farkında olduğu için politikalarını gelecek seçimlere göre şekillenmektedir. Bu yüzden de takip ettiği politikalarda insanların canlarından çok, kendi siyasi geleceğini önceliyor diye eleştiriliyor. Hatta iktidara geldiğinde Obama döneminde güçlendirilen pandemi kurullarını dağıtmıştı. Tıbbi ve toplumsal olarak yapılması gereken mücadele de doğru liderlik yapamaması Amerika için ipin koptuğu yer oldu.

ABD’nin sağlık sisteminin yetersiz kalması halkta bir hayal kırıklığı yarattı mı?

-Amerikan sağlık sisteminde ciddi yapısal sorunların olduğu eskiden beri biliniyordu. COVID-19 ile birlikte tartışılan bu sorunlar artık daha fazla gündeme geldi. Nisan ayında günde ortalama iki bin kişinin hayatını kaybettiği gerçeği göz önünde bulundurulursa, COVID-19 ile birlikte birçok ülkede olduğu gibi Amerika’da sağlık sistemi çökme aşamasına geldi. COVID-19 ile mücadelede yetersiz kalınmasının temel nedeni, Amerikan sağlık sisteminin kalitesinin fiziksel büyüklüğünden çok işleyişi ile alakalıdır. Amerika’da yaklaşık 30 milyon sigortasız vatandaş var. Dünyada kişi başına sağlık harcamasında Amerika açık ara önde olmasına rağmen sağlık sistemi herkes için eşit derecede erişilebilir değil. Sistem orta ve yüksek gelirlilerin dâhil olabildiği ve paranın merkezinde işleyen ticari bir alana dönüşmüş durumda. Amerika’da sağlık sistemi başlı başına politik ve ticari bir alandır. Amerika’da herkese sağlık sigortası vermek demek maddi durumu kötü olanların vergilerle sübvanse edilmesi demektir ki, bu da vergi ödeyenlerin çoğu tarafından kabul edilebilir değildir. Bu politikleşme Amerika’nın COVID-19 ile etkin bir şekilde mücadele edememesinin başlıca nedeni olmuştur.

ABD virüsten dolayı Çin’e tazminat talep edeceğine dair dünyada yaygın bir kanaat var. Böyle bir ihtimal var mı sizce?

-Trump politik nedenlerle kendisine kredi toplamak istediği için tazminat isteyebilir ama alabilmesi mümkün değil. O da bunu biliyor ama bunun politik bir malzeme olarak kullanmak istiyor. Aynı şekilde “Meksika ile aramıza duvar öreceğim ve parasını Meksika’dan alacağım” demişti. Bu sayede taraftarlarından epey sempati toplamıştı. Fakat bu söyleminin ardından Meksika Devlet Başkanının Amerika’ya gerçekleştireceği geziyi iptal etmesiyle zor duruma düşmüştü. Amerika’nın kaderi şu an bütün politikalarını gelecek seçimlerde tekrar iktidara gelmek için kurgulayan Trump’ın elinde. Bu yüzünden Amerika dünyada artan popülist trendin merkezi konumundadır. Ayrıca herkesin yakından takip ettiği gibi Trump uluslararası kuralları, anlaşmaları ve normları göz ardı ediyor. Bir Amerikan vatandaşı olarak Trump’ın hem uluslararası hem de ulusal düzeyde bazı konularda halkın menfaatine olmayan kemikleşmiş statükoya karşı çıkmasının takdire şayan olduğunu düşünüyorum. Fakat açık olarak söyleyelim bu mücadelesini değerler üzerinden değil, kişisel siyasi çıkarına alet ettiği için birçok kesim tarafından iyi karşılanmıyor.

Son zamanlarda ABD’de Küreselciler ile Ulusalcıların arasındaki tartışmanın şiddeti biraz artmasının sebebi nedir?

-Bu tartışma aslında doğrudan dünya siyaseti ve Amerika’nın dünya siyasetinde kendini pozisyonlandırdığı yer ile alakalıdır. Küreselleşme tarihin seyri boyunca var olan ve 20. yüzyılda yoğunlaşarak artan bir süreçti. Bu yoğunlaşma ile birlikte küreselleşmenin ana motoru Amerika oldu. Bu süreçte küreselleşmenin dünya ekonomisini sağlamlaştırdığı ve karşılıklı iş birliğini artırdığı varsayılıyordu. Ayrıca küreselleşme Batı dünyası için kendi dışındaki dünyada ekonomi, kültür, sanat vb. araçlarla gücünü küresel boyutta pekiştirmesine yarayan bir araçtı. 1990lı yılları hatırlarsanız Clinton başkanlığında ki Amerika’da küreselleşme taraftarlarının sesleri oldukça yüksek çıkıyordu. Bugün aynı Amerika’da ulusalcıların sesleri daha baskın bir şekilde çıkıyor. Mesela Trump’ın eski strateji başdanışmanı Steve Bannon Demokratları seçim sürecinde bu konu üzerinden oldukça eleştirmişti. Bannon bir konuşmasında: ‘’Amerikan halkının sömürüldüğünü ve Amerikan işçi sınıfının yok edildiğini iddia etmişti.’’ Çünkü küreselleşmenin geldiği noktada aşırı alan kazanmasının Amerika’nın çıkarlarına zarar verdiği görüşü Bannon gibi isimlerin başını çektiği bazı kesimlerde yer etmiş durumdadır. Trump’ta Bannon’a benzer bir dil kullanarak Amerika’nın diğer devletler tarafından sömürüldüğünü iddia etmektedir. Fakat biz artık Marco Polo’nun Asya’ya gittiği günlerdeki küreselleşmenin en yavaş halini yaşamıyoruz. Teknolojik gelişmelere paralel olarak dünya hem ekonomik hem de bilimsel ve politik olarak birbirine bağlılar. Amerika’nın uluslararası sorumluluklarından çekilmesi durumunda kendi halkına bile etnik temizlik yapan Çin gibi baskıcı rejimlerin etkin olacağı aşikârdır.

ABD-Çin rekabeti Soğuk Savaş dönemine benzer bir durum oluşturur mu?

-Bu konuda birçok spekülasyon var. Bugünlerde Amerika’nın önemli düşünce kuruluşları, üniversiteleri ve sözü geçen hocaları bu konular üzerinde çok fazla yazıp çiziyorlar. Soğuk Savaş dönemi kendine özgü bir dönemdi. O süreçte Amerika ile Sovyetler arasında gerçekleşen güç mücadelesine sahne olan bir dünya vardı. Amerika Soğuk Savaş sırasında dünyanın farklı bölgelerinde nüfuz alanları oluşturup Sovyetlere ve komünizme karşı mücadelede başı çekmişti. Soğuk Savaş sıradan bir güç mücadelesi olmanın yanında ideolojik bir savaştı. Amerika Sovyetlere karşı mücadelede liderlik rolünü üstlenmiş olsa da bu NATO ittifakı altında özgür Atlantik çatısı altında olmuştu. Bugün durum daha farklı ve ortada ideolojik bir çatışma değil bir güç mücadelesi var. Ayrıca dünyanın politik ve ekonomik görünüşünün bugünü o günlerden daha karmaşıktır. Ayrıca Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi Amerika’nın genişlemeci bir politika yerine bu sefer Monroe Doktrinine benzer içe dönük bir politika izlemektedir.

Beyaz bir polisin siyah bir adamı sokak ortasında boğarak öldürmesinden sonra başlayan isyan dalgasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İsyan daha da büyür mü?

-Öncelikle bu durumun beni oldukça üzdüğünü belirtmeliyim. 12 yaşındaki kızım Meryem: ‘’Irkçılık da virüs gibidir’’ diye bir pankarta yazarak gösterilere katıldı. Aslında Amerika’nın Kurucu Babalar’ın, geliştirdikleri sistem, İslam medeniyeti dâhil olmak üzere evrensel insani değerler den istifade edilerek hazırladıkları bir sistemdir. Bu konuda gerçek hayata çıkan röportajımıza bakılabilir. Amerikan halkının çoğunluğu bu değerleri sahiplendiğinin altını özellikle çizmek istiyorum. Dış politikadaki bazı girişimlerini bir kenara bırakırsak Amerikan halkının çoğu dürüst ve insancıldır.

Amerika kurulurken, evrensel değerler üzerine kurmak için çaba harcamış ve bütün insanların doğuştan gelen haklarını ifade etmişlerdir. Bunlardan en önemlisi de Allah tarafından onlara bahşedilen yaşama hakkıdır.

Bizim inancımızda da: ‘’bir insanı haksız yere öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir.’’ Bu yüzden de George Floyd’un vahşice öldürülmesini her durum ve şart altında kınamak gerekiyor. Bu ölüm aslında Amerika’nın kronik sorunları arasında yer alan ırkçı şiddetin ve yabancı düşmanlığının bir kez daha gözler önüne serilmesine neden oldu. Irkçılığa karşı gelişen haklı öfkenin tek çözümü din, dil, renk fark etmeksizin adaletin her insan için eşit bir şekilde tesisidir.

Eğer barışçıl gösteriler mahiyetini kaybetmezse Martin Luther King’in zamanında oluşturduğu gibi, bir akıma dönüşecektir. Şiddet içerin gösterilerin halk tarafından uzun dönemde kabul görmeyeceğini düşünüyorum. Ayrıca Amerikan devletinin de buna karşı sessiz kalmayacaktır. Fakat son olarak şunu söylemeliyim ki her şart ve durum altında haksızlık karşısında ne olursa olsun adaletin savunuculuğunu yapmalıyız. Bu hepimizin üzerine düşen insani bir görevdir.

Mevcut iktidarın kutuplaştırıcı dili, bugünkü gösterilerin büyümesinde bir ilişkisi var mı sizce?

-Trump hem seçim sürecinde hem de seçimlerden sonra başkanlık koltuğuna oturmasının ardından kutuplaştırıcı ve dışlayıcı söylemini kullanmaya devam etti ve tabanında primde yaptı. Hatırlarsanız bazı Müslüman ülke vatandaşlarına getirilen Amerika’ya giriş yasağı ve Trump’ın Meksika sınırına duvar örmek istemesi bu dışlayıcı dilin örnekleriydi. Trump vize yasağı ile Amerika’da yaşayan Müslümanları, sınıra duvar örme söylemi üzerinden ise Latin Amerika kökenlileri hedef tahtasına oturtmuştu. PEW tarafından yapılan bir araştırmada 1950’lerden bugüne Amerikan başkanları üzerinden Amerika’daki kutuplaşma incelenmiştir. Araştırmanın sonucuna göre Trump son 70 yılda Amerika’yı en çok kutuplaştıran Başkan olma unvanını taşımaktadır. Bu araştırmaya göre Trump’ın demokratlar arasında kabul oranı %7 iken Cumhuriyetçiler arasında %84’tür. Bu araştırma bile başlı başına sizin sorunuza cevap niteliğindedir. Evet Trump’ın dili doğrudan kutuplaştırıcıdır ve bu protestoların yaygınlaşmasında etkisi olmuştur. Çünkü politik olarak kutuplaştırılmış bir toplum kriz zamanlarında daha kolay kontrol yönlendirilebilir ya da kullanılabilir.

ABD’de yabancı karşıtlığı oy mu kazandırıyor ki Trump hâlâ yabancılara karşı sert açıklamalar yapıyor?

-Trump Amerika için tipik bir politikacı değil, kendi şahsına münhasır bir isimdir. Trump’ın siyasi olarak en önemli özelliği Amerika’daki yerleşik düzene karşı mücadelesidir. Statükoyu yıkıyor ama bunu belli bir prensip çerçevesinde yapmıyor. Bunu yaparken de insan haklarını ve demokrasinin yerleşik kurallarını göz ardı ediyor.

Bir de bağnaz ‘‘dinci” grupların bunda etkisi var. Yabancılara karşı düşmanlığın doğrudan kendini üstün görme ve ırkçılık ile alakası var. Ben bu olaya iki açıdan bakıyorum. Birincisi, kula kulluğu ve insanların ezilmesini kesinlikle kabul etmiyorum. İnsanın kendini ırkından dolayı üstün görmesi evrensel değerler ve tevhit ilkelerine aykırı cahiliye sorunudur. 12 yaşındaki kızım Meryem’in ifadesiyle: ‘’Irkçılık bir virüstür’’ ve asla kabul edilemez.

İkincisi, bu tavır Amerika’nın Kurucu Babalarının belirtmiş olduğu ilkeler ile kesinlikle bağdaşmamaktadır. 1776 yılında Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinde yer aldığı üzere Amerika’nın Kurucu Babaları bütün insanların doğuştan eşit yaratıldığını kabul etmişlerdir. Amerika’nın Kurucu Babalarının 1776 yılında eşitlik ve özgürlük yolunda yaktıkları evrensel meşaleyi daha sonrasında ise Abraham Lincoln ve silah arkadaşları Amerikan İç Savaş’ı sırasında ırkçılığa karşı savaşarak daha ileriye taşımışlardır.

Kasım ayında yapılacak seçim sonucuyla ilgili bir öngörünüz var mı?

-Seçimin sonuçları hakkında net bir şey söylemek için erken olduğunu düşünüyorum. Öne çıkan iki isimin de kendince avantajları ve dezavantajları var. Trump’ın statüko karıştı olarak bilinmesi, güç kazandırsa da seçim sürecinde önünde önemli sınavlar var. Biden’ın yaşlı olması belli Amerikan seçmeni açısından statükonun devamını sağlayacak isim olarak algılanabilir. Ama Bıden Başkan yardımcısı olarak bir kadın adayı seçeceğini ilan etmesi ise, avantajdır.

Demokratlara olan yakınlığınızı biliyoruz kongre üyeliğine adaylığınız olur mu?

-Şimdilerde Demokrat Parti’de üst düzey pozisyonlarda siyasi hayatıma aktif olarak devam etmekteyim. Aynı zamanda kendi bölgemde Kongre ye kimlerin seçilip destekleneceğini belirleyen komitenin başındayım. Türkiye’de ki MKYK’ya denk gelen parti genel yönetim kurulundayım. Hatta 2018 de kendi bulunduğum bölgede bütün siyasilerin üzerinde ortak şekilde anlaşabildikleri tek isim olduğum için seçimler öncesinde kendi aralarında sorunları çözmek için beni hakem tayin edip ardında da Demokrat partinin o bölgede ki seçim koordinatörü seçtiler. Göçmen olduğum için genellikle Demokrat partide daha fazla kabul görsem de görüşlerimden dolayı senatör John MCcain ve Senatör Lindsey Graham gibi birçok Cumhuriyetçi isimle de yakınlığım oldu. Demokrat Parti’de 2012’de ABD Başkanı Barack Obama’yı partiden başkan adayı olarak seçen ilk ve tek Türk delegeydim. 2016 seçimlerinde Demokrat Parti Başkan adayı Hillary Clinton’ın kampanyasında üst düzey finans komitesi üyesi ve istişare heyeti üyesi olarak aktif bir şekilde yer aldım. Aldığım bu aktif görevler Amerika siyasetinin iç dinamiklerini yakından görmemi sağladı. Ancak SHE’ adıyla başlattığım bir proje var ve bu proje ile maddi durumu düşük ve sorunlu ailelerden gelen dezavavtajlı 5. Ve 6. Sınıf kızlarının kendilerine olan güvenlerini artırıp ve onları topluma kazandırmak için çalışıyoruz. Bu ve buna benzer projeler üzerinde çalışmaya devam edip geri kalan hayatımda da insanlara dokunmak, onların sorunlarına çözümler üretmeye devam etmek istiyorum. Bu tür projelerde yer almam her türlü mevki ve makamdan daha cazip geliyor bana.

Türk-ABD ilişkilerinin bozulmasında FETÖ’nün rolü nedir?

-Türkiye-Amerika ilişkilerinin gerilmesinin ana sebebi FETÖ dersek yanılmış oluruz. Evet, FETÖ bir etken fakat Türk Amerikan ilişkilerinin gerilmesindeki ana sebep iki ülkenin belirli konularda doğal olarak birbirinden farklı çıkarları olmasıdır. Hatta Ortadoğu’da farklılaşan çıkarların çatışması da denebilir. Türkiye artık bölgesinde etkin bir devlet ve kendi çıkarlarını uluslararası arenada dile getirebiliyor.

Türkiye’nin çıkarları her zaman Amerika’nın çıkarları ile uyuşacak diye bir durum söz konusu olamaz. Bu çıkar çatışmaları sonucunda gelişen ortam her iki ülkenin hem dış belirli pozisyonlanmalara neden oldu. Aslında tamda bu noktada FETÖ devreye girip zaten sorunlu hale gelen ilişkileri daha kötü hale getirmek için hem Washington DC de hem de farklı yerlerde Türkiye’yi karalama kampanyasına girişti.

Türkiye aleyhinde bunların her bir ferdi emir almış bir er ya da beyni yıkanmış bir intihar timi gibi çalışıyor. Türk Amerikan ilişkilerinin bozulması onlar açısından bulunmaz bir fırsat. Burada şunu da eklemek isterim FETÖ’cülerin asıl nüfuz edebildikleri kişiler genelde seçilmek için bağış toplaması gereken kongre üyeleriydi. Zamanında Türkiye’den getirdikleri paralarla her bölgede kongre üyelerine secim kampanyasına bağış yapıp ilişki kurdular.

Türkiye gibi jeopolitik önemi son derece yüksek bir ülkeye rağmen ABD FETÖ’yü hâlâ iade etmemesi ne anlama geliyor?

-Türkiye’nin jeopolitik öneminin yanında tarihi ve sosyolojik birikimi Türkiye’yi Amerika için oldukça önemli bir müttefik haline getiriyor. Zaten bildiğiniz gibi Türkiye ve Amerika NATO şemsiyesi altında müttefikler. Fakat bazen düşüncelerin farklılaştığı noktalar olabiliyor. Türkiye’nin FETÖ’ye kurban edilmesi gibi bir durum zaten Amerika için söz konusu olamaz. Bu çok yüzeysel bir iddia olur.

FETÖ’nün iadesi için birinci öncelikli yapılması gereken şey Türkiye’nin her yönünle Amerikalı karar alıcılara bu durumu daha iyi şekilde anlatmasıdır. Aslında FETÖ Türkiye için nasıl tehditse Amerika içinde tehdittir. Eğer darbe sürecinde çıkan gazetelere ve internet haberlerine bakarsanız göreceksiniz Türkiye’de gerçekleşen FETÖ kalkışması sonrasında Obama’ya ne olup bittiğini birinci ağızdan anlatan tek Türk kökenli bendim. Son olarak şunu da belirteyim Amerika’daki politik ve bürokratik sistem FETÖ’nün iade edilmesinin önünde bir engel.

Siz bildiğimiz kadarıyla Pensilvanya’da yaşıyorsunuz. FETÖ’cüler Pensilvanya’da çok mu etkililer?

FETÖ’cülerin Pensilvanya’daki tarihleri aslında çok gerilere gitmiyor. Ben Pensilvanya’ya doktora çalışmam için yerleştikten on sene sonra onlar pensylvanıa’a geldiler. Ayrıca zannedilenin aksine Pensilvanya siyasetinde etkili olamadılar. Birçok okullarının olduğu Texas eyaletinde buradan daha çok etkililer. Benim bölgem olan Pensilvanya’da benim etkimi kırmak için aleyhimde yüzlerce tweet attılar ve yazılar yazdılar. Oda yetmedi Daily Caller adlı Amerikalı bir siteye aleyhimde yazılar yazdırdılar. Beni şikâyet etmedikleri yer kalmadı. Ben, kongrenin önünde Amerika’da kazandığım paranın vergisi PKK ve uzantılarına gitmesin diye bir kampanya başlattım.

Bir Amerikan vatandaşı olarak başlattığım kampanya yasalara uygundu. Ancak onlara kendi sitelerinde yasalara uygun olarak başlattığım kampanyayı: ‘’Murta Murat Türkiye için illegal bir şekilde lobi yapıyor’’ diye iftiralar attılar. Allah onların iftiralarından korusun ve onları ıslah etsin.

Bu arada şunu da söylemem gerekiyor. Daha önceleri yıllarca Erdoğan olurda iktidarı kaybederse diye Pensilvanya’ya gelip Gülen’in elini öpenler darbe kalkışması başarısız olunca bir anda FETÖ karşıtı kesildi. İkiyüzlülük bir hastalıktır ve maalesef bu ikiyüzlülerden bazıları hâlâ siyasi olarak önemli yerlerdeler. Türkiye’de belki FETÖ’cüler bitti ama menfaatçi FETÖ zihniyetinin hâlâ devam etmesi son derece üzücüdür.

Son olarak Türk-ABD ilişkilerinin geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk Amerikan ilişkileri hakkında konuşurken aklımızda tutmamız gereken üç önemli husus var. Birincisi, Türk Amerikan ilişkilerinin kökeni modern Türkiye’nin kuruluşu ile başlamış gibi bir algı olsa da Türk Amerikan ilişkileri daha eskilere dayanmaktadır. İkincisi, husus her devletlerarası ilişkilerde olduğunu gibi Türk Amerikan ilişkilerinde de dönemsel olarak iniş ve çıkışlar yaşanmaktadır. Üçüncü, husus ise tarihi süreç ve jeopolitik dengeler bize göstermektedir ki Türk Amerikan ittifakı her iki taraf içinde kârlı ve vazgeçilmezdir.

Şüphesiz her iki devletinde kendi çıkarları ve politik gündemleri var. Amerika küresel bir güç, politikalarını bu çerçevede şekillendiriyor. Türkiye ise gücü her geçen gün daha fazla artan önemli bir bölgesel güçtür. Hatta son yıllarda aktif diplomasi ile küresel bir güç olma yönünde çabaları görüyoruz. Fakat uzun süredir Amerika’da yaşayan ve politikanın içerisinde yer alan Türk kökenli birisi olarak şunu söyleyebilirim ki iki müttefik arasında yaşanan sorunlar dönemsel olup zamanla karşılıklı anlayış ile çözülebilir.

Türk Amerikan ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik adımları önemli buluyorum. Neticede Türkiye doğduğum Amerika yaşadığım vatanım. İki ülkenin de buna ihtiyacı var. COVID-19 sürecinde Türkiye çok başarılı bir sınav verdi ve Amerika’da dâhil dünyadaki birçok ülkeye yardım elini uzattı. Türkiye’den uzatılan yardımı elini bu yüzden çok önemli bir adım olarak buluyor ve Türk karar alıcılara bu çabaları için teşekkür etmek istiyorum.

Yoğunluğunuza rağmen bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

-Bende göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Kaynak: MİLAT GAZETESİ / milatgazetesi.com

MALATYA BİRLİK GAZETESİ

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN