Şu Belada Bi Geçeydi!


Muhterem kardeşlerim.

Sizleri selamların en güzeliyle selamlıyorum.

Allah'ın rahmeti, bereketi, hidayet ve mağfireti cümlemizin üzerine olsun.

Allah'a hamd ederiz.

Salat ve selam kainatın efendisi Hz. Muhammed'in üzerine olsun.

Şahsıma sizinle buluşma keyfiyeti nasip ettiği için ne kadar şükretsem az.

Bu yazımda tekerrür eden tarih, tarihte yaşanan pişmanlıklar, pişmanlıklardan sonra tekrar yüz çevirip sapkınlığa düşmeler ile bizim bugünlerde yaşadıklarımızın benzerliğine değinmek istedim.

Zira yüce Kuran "And olsun geçmişlerin kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibret vardır" buyurur.

Dikkat ettiniz mi?

Temiz akıl sahipleri için!

Yani aklında, nefsinde, kalbinde şeytan olan, kalbini şeytana teslim eden insanlar yüce Kuranın mesajlarını algılayamazlar!

Müslüman olmanın temelinde yatan tevhid akidesi de "la" ile başlar.

Yani evvela red, sonra iman...

Evvela şeytanı, tağutu, şeytanlaşan nefsi red!

Sonra Allah'a iman...

Yani pak bir şuurla Rabbimize varmalıyız!

Abdestteki mantıkta aynıdır!

Kirlerden arınmadan güzelliğe, güzel olana ulaşılmaz!

Dostlar...

Umarım, Hz. Musa ile Firavun kıssasını hatırlayanınız vardır.

Firavun Yahudi olan kavmi köle olarak kullanan, erkeklerini öldüren, onlara sayısız zulmü reva gören bir tağuttu!

İlahlık iddiasında bulunan bir müstekbirdi!

Kendisine biat etmeyeni boğazlatan bir cellattı!

Yarattığı korku imparatorluğu sayesinde ilahmış gibi yaşıyordu!

Lakin bir yiğit, Allah'tan alığı emirle Firavun'un karşısına dikildi.

Senden de yüce olan, benim de senin de ilahın olan, yaratan, yaşatan, yöneten, rızık veren, güneşi doğudan doğurup batıdan batıran bir yaratıcı var dedi!

Firavun aptallaştı.

Şaşırdı...

Kavmi şaşkın.

İsrailoğulları umutla korku girdabında bocalıyor...

Kıssa çok uzun ve muhteşem...

Her hatırlamada tüylerim diken diken olur.

Acaba ben olsam, Firavun'dan mı taraf olurdum deyip irkiliyorum.

Ve inanıyorum ki çoğumuz güçten ve iktidardan yana olur, korkar, Firavun derdik!

Maalesef imanımız bu!

Derken Firavun iman etmedi! İsrailoğullarını ve Hz. Musa ile kardeşi Hz. Harun'u öldürmek gayesi ile peşlerine düştü. Kızıldeniz yarıldı, Musa ve beraberinde olanlar karşıya sağ salim ulaştı. Firavun ve taraftarları ise suda boğuldu.

Hz. Musa yahudileri bu zulümden henüz kurtarmış, daha doğrusu vesile olmuş, Allah onlara imanı nasip etmişti.

Musa a.s Turi Sina'ya çağrıldı. Kendisine yeni vahiyler bildirilecekti.

Kardeşi Harun'u kavmiyle bırakıp kırk günlük bir yolculuğa çıktı.

Geldiğinde, tabiri caizse henüz ayağındaki balçıklar kurumamış olan kavmini buzağı heykeline taparken buldu.

Sinirlendi, hüzünlendi...

O anı hayal etmek, tarif etmek mümkün değil.

Hangi kalemin haddine...

Bakın.

Bir kavme henüz iman nasip olmuş, henüz zulüm atlatılmış, gözlerinin önünde Kızıldeniz yarılmış, Firavun ve askerleri suda boğulmuş, tüm bunlara rağmen tekrar gerisin geriye dönmüş, nankörlük yapmışlar!

Vallahi bizlerde aynı o kavimler gibiyiz.

Bizlere de bela ve musibet isabet edince Allah'a ihlasla iman eder, yalvarıp yakarırız.

Sonra da tekrar gerisin geriye döner, nankörlük ederiz.

Sanki Allah bize hiç yardım etmemiş gibi davranırız.

Şu korona musibeti geçsin, dediklerimi daha iyi anlarsınız.

Anlayacaksınız...

İnşaAllah geç olmaz!

Selam ve dua ile.

Hidayete tabi olanlara ne mutlu...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13Eyl

Son Zamanların En Güzel Haberi!

02Eyl
21Ağs

AK Parti Raydan Çıktı Mı?

13Ağs

Rızık Yiyen, Rızık Veremez!

23Tem

Delirmemek Elde Mi?