KADINLAR KATLEDİLMEYİ HAK ETMİYOR


Sevgili dostlar, 

Kadınlar anlaşılmak için değil, yaşanmak içindir. En güzel sözleri kadınlarımız için söyler, birbirinden değerli şiirleri çoğu zaman onlar için yazarız. Bazen şarkılar, bazen de türküler besteleriz. Resimler çizer, methiyeler düzeriz. Çiçeklere, güllere benzetiriz. Oysa, bu kadar güzelliğe rağmen her üç kadından biri şiddet mağduru oluyor. Dünyanın pek çok ülkesinde ve ülkemizin yedi bölgesinde çoğu kadın şiddet kurbanı olarak acımasızca ve hunharca öldürülüyor. Hatta vicdansızca katlediliyor.

Dilerseniz biraz eskilere gidelim. Eski Yunan ve Roma dönemlerinde kadına bakış ile Arapların kadına bakışı arasında hiçbir fark yoktu. Kadın sürekli zevk unsuru, köle, cariye hizmetçi olarak görülür, sayıya bile konulmazdı. Kadına hitap olarak ‘’avrat’’ diye seslenilirdi. Ancak avrat kelimesi kökü avret kelimesinden kaynaklı, saklanılması gereken eşya (cinsel organ) anlamına geliyordu. İlkel toplumların çoğunda durum böyleydi. Eski Çin’de de durum farklı değildi. Hizmetçi olarak görülen kadınlara isim dahi verilmezdi. Kadın bir, kadın iki, kadın üç diye söylenirdi. Mahkemelerde tanıklıkları da kabul edilmezdi. Orta Çağ’da kadın şayet bilgelik yolunu seçmişse, vay haline. İnanın cadı diye avlanırdı. Cahiliye döneminde kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesine İslamiyet ile son verildiği gibi kadının gerçek değerine ulaşması sağlandı.

Alemlere rahmet Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir Hadisinde şöyle buyuruyor: ‘’Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.’’ (İ.Asakir) Kendinden güç olarak daha düşük başka bir canlıda kuvvet denemesi yapmak aslında adaletsizliğin başladığı nokta denilebilir. Bu vesile ile Efendimiz (S.A.V.)’in Dünyayı şereflendirdiği gün, yani doğum günü olan Mevlid Kandilimizi gönülden kutluyorum. İslamiyet ile birlikte sadece Türk’ler kadını bereket sembolü yerin ve göğün evladı görmüşlerdir. Elli haneden oluşan Eflak’lı topluluğu, (Tuna ile Karpatlar arasında bulunan ve Osmanlı hakimiyeti döneminde özel bir idari statü tanınan bölge) imparatoriçe hanım, hatun anlamına gelen Katun’un rızası ve imzası olmadan Kağan’ın yaptığı anlaşma bile geçerli sayılmazdı. Çin ile ilk anlaşmayı, Mete Han’ın hatunu yaparken; Avrupa Hun Türklerinde resmi görüşmeleri Attila’nın hatunu yapıyordu.

Türk mitolojisinde ise kadın artık tanrısal hale gelmiş, Yaradılış destanında Ak Ana, sudan yaratma fikrini Ülgen'e verirken, en meşhur figürlerden Umay Ana Orhun Yazıtlarında bile yer almış. Yazıtlarda ''Umay gibi, annem hatunun şerefine küçük kardeşime Kül Tigin adı verildi. Babam İlteriş kağan, anam İlbilge hatunu Tengri yukarıdan idare ederek yükseltmiş.'' demektedir. Yine Türk mitolojisinde Asena yol gösterici tanrıçayken, Ötügen ise toprak anaya verilen isimlerden biridir. Dikkat edileceği üzere Türkler mezarlıkları düz değil, yükseltilmiş ve yuvarlatılmış şekilde yapmaktadırlar. Amacı ise, Türklerin yeniden doğuşa inanıyor olmasından ötürü mezarlıkları hamile bir kadının karnına benzeterek, toprağın bir ana gibi tekrar insanı doğuracak olmasına inanmasıdır.

Türklerde kadın bu kadar kutsal bir noktadayken, yıllar boyunca Türk kadınının resmi hakkı alınmış, sosyal hayatı kısıtlanmış, eve kapatılmış, tanıklığı bile kalmamıştır. Tüm bu hakikatleri, tarihi gerçekleri tarihin en kanlı savaşlarında bile bulduğu ilk fırsatta okumaktan geri durmamış Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, yıllar sonra ilk defa ''Kadınların üzerindeki bütün baskıyı kaldıracağım.'' diyerek, kadınların üretime katılmasıyla devletin kârlı çıkacağını, kadınların üzerinden bütün baskıyı kaldırmakla medeniyetin yeniden doğacağını biliyordu; çünkü kadın medeniyet demekti. Bütün baskılar kaldırıldı. Kadına giyim kuşam özgürlüğü verdi. Kadını üretime kattı. Kadına bir soyadı verdi. Ona tanıklık hakkı vermekle kalmadı, onu avukat yaptı, hakim yaptı. Kadını toplumlara öğretmen yaptı.

Güzel yurdumuzu düşman işgalinden kurtardı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurdu. O güzelim ilke ve inkılaplarıyla yaşantımızı değiştirdi. Ülkemizi çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırdı. Kadına seçme ve seçilme hakkı verdi. Kadının hak ettiği yerde olmasını sağladı. ‘’Yeryüzünde gördüğünüz her şey, kadının eseridir.’’ diyen de Atatürk’tü. Günümüzde ise; ülkemiz nüfusunun yarısı kadın olmasına rağmen, siyasi temsil olarak parlamentoda da kadının var olduğunu söylemek pek mümkün değil.  Kadınlar, bizim kadınlarımız şiddet görmeyi, hunharca öldürülmeyi kesinlikle hak etmiyor. Eli öpülesi, baş tacımız kadınlar, hor görülmeyi, aşağılanmayı hak etmiyor. Annemiz, kızımız, bacımız, eşimiz, yengemiz, halamız, teyzemiz ve ninemiz, canımız kadınlar, sizler dövülesiniz, şiddet göresiniz, öldürülesiniz diye yaratılmadınız. Kadınlar katledilmeyi hak etmiyor.

Bu nedenle kadın adayları olan tüm kız çocuklarımızın 11 Ekim Dünya kız çocukları gününü en kalbi duygularımla kutluyorum. Ayrıca- 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı içtenlikle kutluyorum. Başta Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını rahmet, sevgi, minnet ve özlemle anıyorum.

Hepinize selam, sevgi ve saygılarımla!... 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • İsmail Hakkı DALAK | 07 Kasım 2020 14:54

    İbrahim Bey tebrikler. Yazınızı çok anlamlı. Kadınlar baş tacımızdır. Kadına uzanan eller kırılsın. Kalemine ve yüreğine sağlık.

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Kas
30Eyl
01Eyl
01Tem

Kadına Şiddet Hız Kesmiyor...

10Nis

Kızıldağ'da Bol Oksijen Var...