Köle Kim Efendi Kim


1970 yıllara bakıldığında bu zamanla o zaman bazı alındığında o zamana bakınca  o dönemde  yaşayan halkın tüketim kaynaklarında ucu bucağı görünmeyen kuyruklar oluşuyormuş. Fiyatlar ise o zamana göre yine ateş pahası.

 

Bir kuruşluk malzeme liralara kadar çık yormuş...

O zamana bakınca, ülkenin durumu belli, borç batağında boğazına kadar batmış, dışarıya bağımlı bir ülke, bu şartlar altında da birde  ekonomik kriz ve daha sayamadığımız  şeyler olunca ürünlerin  yetersizliği kıtlığa kadar götürüp, karaborsaya düşmesine neden olduğundan dolayı  bu kuyrukların oluşmasını, fiyatların pahalılığını anlarız yada anlamış gibi  yapalım. Bu durumun dahi anlaşılır tarafı yok da öyle var sayalım..

 

Şimdi 21 yy Türkiye’sine dönecek olursak.

1970 li yılların hiç birisini bu dönemde görmek mümkün değil.

Her istediğimiz bir telefonla elimizin altında.

Peki bu fahiş fiyatlar neyin nesi..

Devleti oluşturan vekiller neden bunu görmüyorlar.

Bu vekiller. Neden bir Hz Ömer olmuyorlar, neden bir Yavuz Sultan  han, neden Fatih Sultan Han, neden  Vali Recep Yazıcıoğlu  olmuyorlar.

 

Halkın arasına tebdili kıyafet, karışıp halk gibi davranmıyorlar. Neden sıradan bir halk gibi alış verişi temassız kartla değil  kredi katıyla değil, peşin ödeyip aldıkları ürünün ne kadar tuttuğunun hesabını yapmıyorlar.

 

Ben halk olarak Cumhur ittifakının vekillerini tanımak istiyorum çerçeveden değil, görseliyle değil, icraatıyla tanımak istiyorum.

 

Öyle ki  vekiller kendilerine onar kişilik futbol takımı kurmuşlar kaleci olacakta halktan birini seçmişler  ve tek kale maç  yapıyorlar, hakemlerimde bu durumda Recep Tayyip Erdoğan, karşı taraftan yedikleri  her golde  kaleci  azarlanıyor. Tek suçlu da vekillerin arkasını korumakla görevli olan kalecidir  neymiş efendim niye gol  yemiş diye birde öyle azarlanır seçtiği vekili tarafından.

 

Sorarım sayın vekiller.

Neden halkla bu maçı bir arada yapmıyorsunuz?

Cumhur ittifakını destekleyen ve içinde olan  herkim varsa, hangi parti üyesi varsa  bir zahmet sahaya inin, haklın çektiği perişanlığı  görün.

 

Renk camların arkasından şehirler yönetilmez, ikinci ağızdan halkın sorunları  dinlenilmez. Halk bir maruzatını size bildirdiği zaman ne istiyormuş olarak cevap vermeyin, açın o renkli camlarınızı inin o kurşungeçirmez kafeslerinizden  halkla içine gözünün içine bakın neye ihtiyacın var diye sorun. Halkla aranızdaki perdeyi kaldırın artık siz halk olun, halkta siz olsun. Ülke ve şehirler böyle yönetilir.

 

Marketlerdeki fiyatlar almış başını gidiyor. Kimse  evine kuru gıdadan başka bir şey götüremiyor..

Asgari ücrete verilen 500 TL’lik  zam daha çalışanın hesabına yatmadan iki katında alarak  gidiyor ve biz göremiyoruz.

 

Şimdi yattığı yerden rahmetli Özal’ın kemikleri sızlıyordur, serbest piyasayı Türkiye’ye getirdiği için. Eğer ki bu serbest piyasanın  halkın belini büktüğünü görseydi;

herhalde bin defa pişman olurdu yattığı yerden..

 

Devletin buna bir an önce dur demesinin vakti geldi ve hatta geçiyor bile.

Nasıl ki daha ürünün ne kadar olacağını bilmediği ve hasadını yapmadığı ürüne  rekolte fiyatı koyan devlet marketlerde bir fiyat kısıtlaması getirsin. Ve  devletimiz bunu  yapacak güçte belli bir  fiyatın üstünden en önemli gıda sektörüne giren her ne varsa onlara rekolte bedeli koysun o fiyatın üstüne ürünü satamasın. Bu gidişle  Coronanın bitiremediği halkı bu rahiş fiyatlarla bitirmeye çalışıyorlar.

 

Yada bunun arkasında başka bir şey var.

Kafeler, restoranlar kapalı  herkes paket servis yapıyo ve bu da sınırlı sayıda  bu marketteki ürünlerin bu kadar zamlanması kimin işine yarar bir düşünün. Neden diye hiç kendine soranınız olmuşudur.

Ben söyleyeyim..

 

Zaten marketlere gidip bir ton para harcayacağınıza o parayla lokantalardan o yemekleri sipariş verebilirsiniz demi . Bakın hiç zahmet çekmeden  emek harcamadan yemekler paket servisle evinizde.

 

 

Millet ittifakına diyecek sözümüz yok.

Çünkü onların halkla işleri yok, onların işi kausla, hengâmeyle, curcunayla,  gösterilerle. Onlar markette süt almazlar yerine  aslan sütü içerler, meyve suyu yerine, arpa  suyu içerler, onlar tavuk yumurtası yemezler, onlar havyar yerler. Genelde öyle etle metle işleri olmaz çünkü sebze ağırlıklı onların yemekleri onların beslenme tarzı farklı, geçim kaynakları, ya dağdan gelir, ya sudan yâda havadan. Onların geçim sıkıntısı gibi dertleri yok. Onun için  Türkiye’nin sıkıntısı millet ittifakını bağlamıyor.

 

Bugün:

Malatya milletvekilleri özellikle Öznur Hanım  yanına da il başkanını alarak her gün 21 Ocak depreminde,  der permden dolayı hayatını kaybeden ailelerin yakınlarını ziyaret ediyorlar. Ölenlerin ruhlarına dualar okuyorlar. Ne güzel  ölenlerin ahiretini iki dua bir aminle   kurtarıyorlar.

O zaman her şey tamam oluyor bütün sorunlar çözülüyor mu?. Nasıl olsa duamızı ettik ya demi ama..

Ya yaşayan akrabaları için ellerini taşın altına ne zaman  koyacaksınız diye de ben sorayım.

Ve yazıma

 

Hz Muhammedîn  Uhud savası sonrasında yaptığı konuşmasıyla nokta koyalım.

Hani o gün  Uhud  Savaşında hakim tepe okçular yerleştirip siz burada benim emrimi bekleyin ben emir vermedendi oradan ayrıl mayın demişti.

 

Okçular. Bir an yese uğrayıp nefislerine yenik düşüp müşrikler kaçıyor  diye hakim tepeyi bırakıp onların bıraktıkları ganimetleri  almak için yerlerini terk etmişlerdi. Daha sonra onların yerlerini  terk ettiklerini fark eden müşrikler geri dönüp ani saldırınca Hz Muhammedin Mübarek dişi kırılmış ve savaşı kaybetmişlerdi..

 

Sonrasında Peygamber Efendimiz  İlk Cuma hutbesinde" Ey insanlar ben biliyorum ki bundan sonra putlara tapmazsınız benim tek görküm ve endişem nefisinize yenik düşmeniz ola" demiştir.

Şimdi  şu zamana bakıyoruz da ne kadar doğru söylemiş. İnsanların gaflete düşmesi hepsi nefsinin esiri olasıdır…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Şub

Aciziyetin Bu Kadarına da Pes...!

10Şub

Boğaziçi Üniversitesi

06Şub

İndirime Gel İndirime

30Oca

Köle Kim Efendi Kim

30Ara

..Ve  Gelinen Sonuç