DOÇ. DR. AYDIN USTA

DOÇ. DR. AYDIN USTA

Organizasyon Kavramı

Bu açıdan organizasyon incelemelerinin oldukça yeni bir araştırma alanı olduğu söylenebilir. Organizasyon teorileri, organizasyon fenomenlerini anlamaya yönelik eğilimleri bir araya getirmeyi hedefler. Teori, bir nesne hakkında yaygın olarak kabul edilen bir tanımın olmadığı veya çok az tanınan bir alanda karşıt bir görüştür. Bu anlamda organizasyon, hem yapı, hem aksiyon hem de bir yöntemdir. Organizasyon, uygulamaya konulan kuralları, prosedürü ve doğasına uygun bir sistem olarak yapıyı ifade eder (Mokhtari, 2015: 1). Uygulayıcıların yaptıkları gözlem ve araştırma sonuçları, bunlara bağlı olarak ortaya koydukları teoriler, organizasyonlarda performansı geliştirmek için birer referans teşkil etmektedir. Bu anlamda ilk teorisyenler öncelikle işletme organizasyonları ile ilgilenmişler; daha sonra da bu görüşlerini diğer organizasyonlara yönelik olarak genelleştirmişlerdir. Düşünce alanlarının tedricen organizasyonlarla birlikte geliştiği söylenebilir. Bu anlamda organizasyonlar bazı amaçlara ulaşmak için organize olmuş sosyo-teknik sistemler olarak nitelendirilebilir. Organize olmak; formel bir hedefi, rol tahsisi ve iş bölümünü, haberleşme sistemini, karar alma mekanizmalarını ve aktivitelerin değerlendirme sistemini gerektirmektedir (Mansencal ve Didier, 2010: 1).

Organizasyon teorisi, organizasyonların makro düzeyde incelenmesidir; çünkü organizasyonun tamamını bir birim olarak analiz eder. Teori organizasyondaki ya da bölümlerdeki bireylerle toplu olarak ilgilenir; yapı ve davranış farklılıklarını organizasyonel düzeyde ele alır. Organizasyonel davranış, organizasyon psikolojisi iken; organizasyon teorisi organizasyon sosyolojisi olarak düşünülebilir. Organizasyonel davranış mikro bakış açısına sahiptir; analiz düzeyi olarak organizasyon içindeki bireylere odaklanır. Organizasyonel davranış, motivasyon, liderlik ve kişilik gelişimi gibi konuları inceler ve bireyler arası bilişsel ve duygusal farklılıkları ele alır (Daft, 2015: 36).

Bir alanda bilimsel açıklamalar yapabilmek için bu konuda geliştirilen teorilere ve yapılan önemli araştırmalara yer vermek gerekir. Bu konuda önemli çalışmalar Endüstri Devrimi ile birlikte başlatılmıştır. 1. Endüstri Devriminin 18.yy’da başlamasıyla üretim araçlarının belirli merkezlerde toplanması, yeni bir üretim biçiminin ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Endüstri sektörü üretim tekniklerine uyum sağlamaları güç olan çok sayıdaki tarım işçisini kendi alanına çekmiş ve onların sisteme entegre olmalarını zorunlu kılmıştır (Mansencal ve Didier, 2010: 2). Bu itibarla endüstri devrimi ile birlikte endüstrileşen toplumlarda, hukuksal, ekonomik ve toplumsal önemli değişimlerin yaşandığı görülmüştür. Bilimsel anlamda yönetim kavramının Birinci Endüstri Devrimi sonrasında geliştiği gözlenmektedir. Endüstri devrimiyle üretim, küçük aile işletmelerinden, makinelerin kullanıldığı büyük fabrikalarda gerçekleşmeye başlamıştır.

Bilimsel yönetim hareketini ortaya çıkaran nedenlerin başında bu teknik gelişmeler gelmektedir. Bilimsel yönetim hareketinin doğuşundaki ikinci neden işbölümü ve uzmanlaşmadaki artıştır. Üçüncü neden ise ürünlerin standartlaştırılmasıdır. Endüstri devrimi ile birlikte insanlar kalabalık gruplar halinde fabrikalarda çalışmaya başlamışlardır. Bu anlamda, dönemin en önemli özelliği ilkel üretim biçiminden makineleşmeye geçilmiş olmasıdır. Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak da insan öğesi makinelerin yanında ikinci plana itilmiştir. İnsan artık kendini bir makinenin bir parçası gibi görmeye başlamıştır. Bu dönemde çalışma süreleri uzun tutulmuş çocuklar ve kadınlar da çalıştırılmıştır. Öte yandan sanayileşmenin insanları kırsal kesimden kente göçe zorlaması ile birlikte sosyo-psikolojik sorunlarda oldukça artmıştır. Endüstri Devriminin sonucunda işgörenler ezilen bir sınıf olmanın verdiği güç ile işverenlere karşı sendikalar kurmuşlardır. Bu çaba güçlenerek günümüze kadar sürdürülmüştür. Bu gelişmeler içerisinde insan öğesine eğilme, ilgilenme giderek önem kazanmıştır (Sabuncuoğlu ve Tüz, 2001: 12-13).

Organizasyon teorileri ile ilişkili olarak 1900’lü yıllardan itibaren belirli dönemlerde ortaya çıkan düşünce akımları birbirini izlemiştir. Dolayısıyla süreç içerisinde her birisi kendine özgü özellikleri barındıran çok sayıda düşünce akımı ortaya çıkmıştır. Klasik Yaklaşımdan, Ekonomik Yaklaşıma kadar yaşanan her bir değişim kendinden öncekine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle her bir değişimi incelemek ve sosyo-ekonomik yansımalarını ele almak gerekmektedir.

Günümüzde organizasyon disiplini alanında araştırma yapan düşünürler, organizasyon teorilerini şu başlıklar altında sınıflandırmaktadırlar:

•          Klasik Yaklaşım

•          İnsan İlişkileri Yaklaşımı

•          Yönetimde Karar Alımı yaklaşımı

•          Neo-Klasik veya Ampirik Yaklaşım

•          Sosyo-Teknik Yaklaşım

•          Durumsallık Yaklaşımı

•          Sosyolojik Yaklaşım

•          Ekonomik Yaklaşım

Bunlardan Klasik Yaklaşım, analitik, ampirik ve normatif organizasyon modeli çerçevesinde mühendisler tarafından, endüstriyel organizasyonlar ile ilgili olarak ortaya konulmuştur. İnsan ilişkileri Yaklaşımı ise çalışan insanın makineye bağımlılığını esas alan Klasik Yaklaşıma tepki olarak geliştirilmiştir. İnsan İlişkileri Yaklaşımı psikologlar tarafından nitel organizasyon anlayışına uygun olarak geliştirilmiştir. Çalışan insan, bu düşüncenin merkezinde yer almaktadır. Devamı Haftaya.

Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

Namaz Vakitleri

Hava Durumu

Haber Scripti: Medya İnternet | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom